Redkîler ve Ezidi Kürtler arasında Revan'da yaşanmış bir olay
Biz Revan’dayken Ezidi Kürtler orada azdı; çoğu hâlâ Serhat şehirlerindeydi. Revan’daki Ezidiler de Revan’ın kuzeyinde, Rus tarafındaydılar. Biz ise Kürdistan’ın doğu ve kuzey sınırına yakın taraftaydık. Gelelim meselemize; Elegez’in yamacı, Küçük Ağrı Dağı’nın karşısı çoğunlukla Redkîlerdi.
Amcamız Hacı Budak çok varlıklı bir adamdı. 600 "maz"ı vardı; maz yani koç. Sürüsü ve koçları Elegez’deymiş. Çoban başındaymış; çobanın yanına, onları koruması için çobandan başka bir de tüfekçi vermişti. Hacı Budak’ın tüfekçisi Mihemedê Ereb’miş.
Revan çoğunlukla dağlıktır. Elegez’in tepesine çıkıp baktığında, gözünün gördüğü yere kadar hep inişli çıkışlı yerler görürsün. Elegez’in o tarafında, kuzey tarafında Ezidi Kürtler vardı. Ağaları da vardı, birinin adı Hasan Ağa’ydı. Birde Romîyê Qurdo vardı, hatırı sayılır bir adamdı.
Bir gün Hacı Budak’ın o altı yüz koçu suya giderken Ezidiler çevrelerini sarıyor, çobanla kavga ediyorlar; Mihemedê Ereb tek başına savaşıyor ama başa çıkamıyor. Bakıyor ki öldürülecek, sürüyü bırakıyor, kendini koruyup geri dönüyor. Ezidiler altı yüz hayvanı alıp götürüyorlar. Koseyîler, Şamiran köyünde Redkan aşiretinin bir koludur. Camimiz, halifemiz vardı; büyük bir köydü. Kendi aralarında toplanıyorlar, "Gidip onlardan bir talan (ganimet) getirmeliyiz," diyorlar.
Yedi Koseyî, bir de adı Heso olan Redkan aşiretinin Süleymani kabilesinden biri ve iki de Acem (Azeri) varmış. Toplam on kişi toplanıp gidiyorlar.
Gidiyorlar, bakıyorlar ki üç Ezidi kardeş suyun başına gelmiş. Köylerle su arasında da bir tepe varmış. Bunlar gizleniyorlar, sürü suya geldiğinde bekçiye (nöbetçiye) ateş ediyorlar. Artık bekçi yaralanıyor mu, ölüyor mu ne oluyorsa, kendi köylerine haber gidiyor; bizimkiler de sürüyü kaldırıp getiriyorlar. Yaklaşık yedi yüz, sekiz yüz hayvan. Ezidiler geliyorlar, yollarını kesiyorlar ve iki taraf savaşıyor.
Hayvanları sürecek kimse yok, sürü sahipsiz kalıyor. Hesoyê Silêmanî’nin tüfeği de yokmuş, elindeki değnekle gitmiş. O da hemen sürünün içine dalıyor, hayvanları sürüyor. Sürünün önünde, Ezidi köylerine doğru giden bir vadi varmış, hayvanları o vadiye yönlendiriyor. Ezidiler de bakıyorlar ki sürü kendi köylerine doğru gidiyor, artık sürüyü bırakıyorlar; kendi adamlarının götürdüğünü sanıp savaşla meşgul oluyorlar.
Heso ise vadide, gözden kaybolunca sürüyü Redkan bölgesine çeviriyor. Diğerleri de akşama kadar savaşıyor.
Hacı Şemo’nun oğlu Reso boz bir kısrağa biniyor, "Ben Seyran’ın babasıyım," diyor. O Ezidi’nin kızının adı da Seyran’mış, o da "Vallahi oğul, ben de Seyran’ın babasıyım," diyor. Reso ondan önce davranıp ateş ediyor ve o Ezidi’yi öldürüyor.
Velhasıl karanlık çöküyor, bunlar toplanıyorlar. Ekmek ne varsa yiyorlar, su ne varsa içiyorlar; hepsi birbirine "İyi misin?" diye soruyor. Hepsi iyi. Ama o yana bu yana bakıyorlar, Heso yok. "Vallahi Heso öldürüldü," diyorlar. Arıyorlar, "Bari Heso’nun cenazesini bulalım," diyorlar.
Gidiyorlar, gidiyorlar, Ezidi bölgesinden çıkıp Redkîlerin bölgesine, Merûfê Îso’nun ağılına giriyorlar. Ağılda oturup biraz çer çöp, odun falan toplayıp ateş yakıyorlar. "Güya koçların öcünü almaya gittik, Heso’yu da verdik, rezil olduk," diyorlar. Çok üzülüyorlar.
Yaklaşık bir saat geçiyor, bir bakıyorlar ki bir ıslık sesi geldi. Kalkıp "Sen kimsin?" diyorlar. "Ben Heso’yum," diyor. Çok seviniyorlar, birbirlerine sarılıp öpüyorlar.
Heso başından geçenleri tek tek onlara anlatıyor. "Vay Heso, biz çulumuzla çaputumuzla sana kurban olalım," diyorlar.
Kalkıp iki koyun kesiyorlar, etini kavurup yiyorlar. Sürüyü getiriyorlar, Hacı Budak, "Bana hiçbiri lazım değil, kendi aranızda bölüşün," diyor.
✅️ Yukarıdaki bilgiler Redkî aşiretinden Hesenê Emer'in Ji Rewanê heta Mûşê (Erivan'dan Muş'a kadar) isimli kitabından alınmıştır.
Kitabı BURAYA ⬅️ tıklayarak sipariş edebilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder