Kürtler arasında büyük bir felaket yaşandığında, örneğin Zilan Deresi katliamından bahsedilirken, o anın dehşetini anlatmak için "dê ewladê xwe davît" (anne evladını terkediyordu) denilir.
Buna benzer felaketler Revan Kürtlerinin de başına gelmiştir. Hacı Baha şöyle anlatırdı:
"Şamiran’dan kaçtığımızda, bazı yaşlılar kaçamadıkları için Şamiran’da kaldılar. Hepsi öldürüldü. Kadınlar ve çocuklar önde, biz kaçıyorduk. Üç çocuğum Ali, Xezal, Sûtê ve eşim Mîmê yanımızdaydı;
Biz kaçarken mermiler sağımıza solumuza, önümüze arkamıza düşüyordu. Biz kadın ve çocukları kaçırıyor, aşiretin savaşçıları ve yiğitleri de arkada çarpışarak bizi koruyordu. Üç çocuğu birden taşıyamıyordum, nefesim kesiliyordu. Sûtê o zaman daha üç aylıktı; yüreğim yanarak, gözyaşları içinde kundaktaki Sûtê’yi bir kuşburnu (şîlan) ağacının dibine bıraktım. Alî ve Xezal’ı kucağıma alıp tekrar kaçtım ve kafileye yetiştim.
Arkamızdan savaşçılarımız geliyordu. Hem çarpışıyor hem de bize doğru ilerliyorlardı. Mihemedê Erep o kuşburnu ağacının önüne geldiğinde bir bebek sesi duyar. Bir yandan çatışırken bir yandan da bebeği arar. Sûtê’yi bulur, kucağına alır; hem çarpışmaya devam eder hem de bize doğru gelir. Akşam vakti savaşçılarla birlikte bize ulaştıklarında şöyle dedi:
— 'Bir bebek buldum, acaba kimindir?'
O an sanki dünyalar bizim oldu. Mîmê, Mihemedê Ahmed'in elini öptü ve ağlayarak şöyle dedi:
— 'O bizim bebeğimizdir. Kurşunlar yağıyordu, kaçamıyorduk. Mecbur kalıp onu orada bıraktık.'
İşte bunlar bizim başımıza geldi. Sûtê büyüdü, amcasının oğluyla evlendi ve ömrünü Koğak köyünde geçirdi. Xanê ve Xatê adında iki kızı oldu; onlar şu an İzmir’de yaşıyorlar. Sûtê ise 1978 yılında vefat etti."
✅️ Yukarıdaki bilgiler Redkî aşiretinden Hesenê Emer'in Ji Rewanê heta Mûşê (Erivan'dan Muş'a kadar) isimli kitabından alınmıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder